Haksız Fiilden Doğan Borçlar

Borcun kaynaklarından bir diğeri de haksız fiilden doğan borçlardır. Böyle bir borcun doğabilmesi için bazı koşulların varlığı gerekir. Buna göre haksız fiilden doğan borçların şartları şunlardır;

  • Hukuka aykırı bir fiilin varlığı
  • Kusurun varlığı
  • Zararın varlığı
  • İlliyet (nedensellik) bağının bulunması

A. Hukuka Aykırı Fiil

Haksız fiilden bir borcun doğabilmesi için öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiilin bulunması gerekir. Bu çerçevede hukuk düzeninin korumadığı fiiller hukuka aykırıdır. Ancak bazen fiil hukuka aykırı nitelikte olsa da hukuk onu uygun bir fiil olarak kabul edebilmektedir. Yani bir fiilin hukuka aykırı sayılabilmesi için o fiilin hukuka uygunluk sebeplerinden biri olmaması gerekir. Buna göre şu hâllerde hukuka aykırı fiil nedeniyle borç ilişkisi doğmaz

  • Kanunun veya amirin emrini ifa
  • Kamu yararının varlığı
  • Özel yararın varlığı
  • Haklı savunma
  • Zorunluluk hâli
  • Kendi hakkını koruma
  • Mağdurun rızası
 B. Kusur

Haksız fiilden borç doğabilmesi için kişinin bu fiilinde kusurlu da olması gerekir. Kusur, kendi içinde kast ve taksit olarak ikiye ayrılmaktadır. Kast, kişinin fiilinin ortaya çıkartacağı sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmesi iken taksir, kişinin fiilinin sonuçlarını öngörmesi ancak sonuçlarının doğmasını istememesi ve hatta bu sonuçları engellemeye çalışmamasıdır. Kusurun bu türlerinin dışında iki de derecesi bulunmaktadır. Bunlar ise;

Ağır kusur; kast ve ağır ihmal fiillerinden oluşur. Ağır ihmal, basit bir özen ve dikkatle zararın önlenmesi mümkün iken bunun yapılmaması sonucunda zararın ortaya çıkmasıdır. Örneğin; acelesi olduğu için kırmızı ışıkta geçen arabanın trafik kazası sonucu verdiği zararda ihmal, ağır ihmal derecesindedir.

Hafif kusur; daha fazla özen ve dikkatin gösterilmesini gerektiren hallerde bunun gösterilmeyerek zararın doğmasına neden olunmasında hafif kusur söz konusudur.

  • Kanunumuz kusurun ağır ya da hafif olması durumuna göre sorumluluk hallerini özellikle düzenlemiştir. Nitekim kusurun ağır olması halinde kanunumuz;
  • Borçlar Kanunu m. 51’de “Hakim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.”
  • Borçlar Kanunu m. 52’de “Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hakim, tazminatı indirebilir.”
  • Bir kimsenin ahlaka aykırı bir fiille başkasına verdiği zarardan sorumlu tutulabilmesi için kasten hareket etmiş olması gerekir.
  • Zararın doğumu 3. kişinin veya zarar görenin ağır kusurundan kaynaklanmışsa, illiyet (nedensellik) bağı kesileceğinden, zarar verenin sorumluluğu ortadan kalkar.

 C. Zarar
Haksız fiil sorumluluğunun bir diğer şartı, kişinin bu haksız fiil sonucunda zarar görmüş olmasıdır. Ortaya çıkan zararın farklı türlerin mevcuttur. Bu türlerin önemli olanları şöyledir;

  • Maddi Zarar
  • Manevi Zarar
  • Doğrudan Doğruya Zarar
  • Dolaylı Zarar
  • Yansıma Yoluyla Zarar

D. İlliyet (Nedensellik) Bağı

Fiil ile zarar arasında ortaya çıkan neden-sonuç ilişkisi olarak tanımlanabilir. Tazmin için zarar ile haksız fiil arasında illiyet bağı olmalıdır. Başka bir ifade ile ortaya çıkan zarar, haksız fiilin sonucunda doğmuş olmalıdır. İlliyet bağının varlığını ispat etmek ise davacıya düşen bir yüktür.

Hukuk sistemimiz haksız fiilde her hangi bir illiyet türünü değil, uygun illiyet bağının varlığım önemsemiştir. Uygun illiyet bağı türleri ise şunlardır;

a. Ortak illiyet: Tek başına sonucu doğurmaya elverişli olmayan fiillerin bir araya gelerek aynı sonucu birlikte doğurmalarıdır. Örneğin; bir göl kenarında bulunan onlarca fabrikanın her biri tek başına gölü kirletmeye yetmeyecek kadar az miktarda atık bırakmakta ama tümünün bıraktığı atık toplamda gölün kirlenmesi sonucunu doğurmaktadır. Ortak illiyette her bir fail fiilin ortaya çıkardığı sonuçtan müteselsil sorumlu tutulur. Örnekte tüm atık bırakan fabrika sahipleri kirlenmenin ortaya çıkardığı zarardan sorumlu olacaktır.

b. Yarışan illiyet: Tek başına sonucu doğurmaya elverişli fiillerden her birinin isabet kaydettiği ama sonucu doğuran fiilin hangisi olduğunun tespit edilemediği illiyet türüdür. Örneğin; birbirlerinden habersiz ava çıkan A ve B, av zannıyla çalılığa ateş etmiş ve çalının arkasında oturmakta olan C’yi vurmuştur. A’nın silahından çıkan mermi C’nin başına, B’nin Silahından çıkan mermi ise kalbine isabet etmiştir. Burada C’nin ölümü beyne isabet eden mermiden mi yoksa kalbe isabet eden mermiden dolayı mı gerçekleşti tespit edilememiştir. İşte bu halde yarışan illiyet söz konusudur ve faillerin tamamı sonuçtan müteselsil sorumlu tutulur.

c. Seçimlik İlliyet: Her biri tek başına zararı doğurmaya elverişli fiillerden sadece biri sonucu doğurmuş ancak sonucu doğuranın hangi fiil olduğu belirlenememişse seçimlik illiyetten söz edilir. Seçimlik illiyet, sonucu açısından iki farklı biçimde ortaya çıkabilir. Örneğin; bir düğünde kutlama kastıyla havaya onlarca kişi ateş emiş ve çıkan mermilerden biri ile damat vurulmuştur. Kurşunun kimin silahından çıktığı tespit edilememiş diye düşünüldüğünde hiç kimsenin sorumlu tutulamayacağını söylemek mümkündür. Çünkü burada faillerin kendi aralarında bir anlaşma bulunmamaktadır; yani olay spontane gelişmiştir. Fakat failler aralarında anlaşmış olsalardı tümü sorumlu tutulacaktır. Örneğin; on arkadaş içlerinden birine kötü davranan Z’ye gidip hesap soralım demişler ve Z’nin yanına gidip çıkan tartışmada Z’yi dövmüşlerdir. Z kendisine vurulan yumruklardan biri dolayısıyla ölnüştür. Bu durumda hangisinin yumruğunun ölüme sebebiyet verdiği belirlenemese de hepsi bu sonuçtan sorumlu tutulacaklardır. Çünkü birlikte hareket etmek konusunda aralarında anlaşma mevcuttur.

d. Önüne geçilen illiyet: Sonucu doğurmaya elverişli bir fiil henüz sonucu doğurmamışken başka bir fiilin ortaya çıkarak ondan önce aynı sonucu doğurmasıdır. Örneğin A, B’nin ölmesine neden olacak miktarda ona zehir vermiş ve B kıvranırken kan davalısı C gelerek onu silahla vurmuştur. Burada C’nin fiili, A’nın fiilinin önüne geçmiştir. Bu tür illiyette her fail kendi fiilinin ortaya çıkardığı sonuçtan sorumlu tutulur. Örneğin yukarıdaki olayda A, adam öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulurken C, kasten adam öldürme suçu işlemiş sayılacaktır.

Haksız fiilden doğan borç tazminat borcudur. Bu nedenle de hem zararın hem de tazminatın hesaplanması gerekir.

Zararın Hesaplanması

1. Zararın Hesaplanmasında

Söz konusu zararın malvarlığı zararı mı yoksa şahıs varlığı zararı mı olduğuna göre ikili bir ayrım yapılması gerekir. Buna göre;

a. Malvarlığı zararlarının hesaplanması: Burada amaç malvarlığının haksız fiilden önceki değerini belirlemektir. Bunun için haksız fiilden önceki ve haksız fiilden sonraki malvarlığı değerleri belirlenerek arasındaki fark tespit edilir. Böylece ortaya çıkan zarar bulunmuş olur. Ancak bu zarar belirlenirken haksız fiil dolayısıyla zarar gören kişinin buna rağmen elde ettiği bazı menfaatler varsa bunların ekonomik değerleri de bu farktan mahsup edilir. Örneğin; trafik kazası nedeniyle arabası zarar gören kişi sigorta şirketinden tazminat almışsa, bu yarar ortaya çıkan zarardan indirilir. Buna denkleştirme denir. Eğer sigortadan alınan tazminat gibi elde edilen yarar, ortaya çıkan zararı karşılamaya yetmiyorsa yararı aşan kısım için tazminat talep edilmesi mümkündür.

Zararın tespitinde söz konusu malın o zamana kadar ki kullanılmışlığı da dikkate alınmalıdır. Örneğin; zarar gören eşya on yıllık bir bisikletse ortaya çıkan zarar o bisikletin yeni halinin fiyatı üzerinden değil, yıpranmış haldeki değeri üzerinden hesaplanmalıdır.

Ancak on iki kişilik nadide bir yemek takımının bir tabağının kırılması hâlinde ortaya çıkan zararı tek bir tabak üzerinden hesaplamak da adil olmayacaktır. Bu tür durumlarda ise zarar hesaplanırken eşyanın bütünü dikkate alınmalıdır.

b. Şahıs varlığı zararlarının hesaplanması: Burada ortaya çıkan zarar ya kişinin ölmesi ya da bedensel bir zarar görmesi yani yaralanması şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Eğer bedensel bir zarar ortaya çıkmışsa zarar gören;

  • Tedavi için gereken giderleri
  • Kazanç kayıplarını
  • Çalışma gücünün azalması veya kaybı nedeniyle ortay çıkan kayıpları ve
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpları talep edebilir.

Haksız fiil nedeniyle kişinin ölmesi durumunda ise ölenin yakınlarına zarara neden olan kişiden;

  • Cenaze masraflarım
  • ölüm gerçekleşene kadar yapılan tedavi masraflarını
  • ölüm gerçekleşene kadar çalışma gücünün kaybedilmesinden doğan kayıpları ve
  • ölenin desteğinden yoksun kalanların uğradığı kayıpları talep etmesi mümkündür.

Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında belirlenemiyorsa hakim, kararsın kesinleşmesinden başlayarak 2 yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir.

B. Tazminatın Hesaplanmasında

Borçlar Kanunu’nun 51.m’nde “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle de kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.” Zarar gören,

  • Zararı doğuran fiile razı olmuş veya
  • Zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş ya da
  • Tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hakim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hakim, tazminatı yine indirebilir.

C. Tazminat Miktarının Hesaplanmasında Dikkate Alınacak Hususlar

Aşağıda belirtilen hususlar maddi tazminatın hesaplanmasında indirim sebepleri olarak kabul edilmektedir. Buna göre;

  • Zarar görenin ortak kusuru
  • Zarar verenin kusurunun hafifliği
  • Zarar görenin tazminat ödediği durumda zor duruma düşecek olması
  • Zarara uğrayanın rızasının bulunması
  • Failin ekonomik ve sosyal durumu
  • Halin gerektirdiği hal ve şartlar dikkate alınır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir