İrade İle İrade Açıklaması Arasındaki Uygunsuzluk Halleri

Bilerek Yaratılan İrade Uygunsuzlukları -Muvazaa

Muvazaa, sözleşme taraflarının her ikisinin aralarında anlaşarak üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçekte uymayı düşünmedikleri irade açıklamalarında bulunmalarıdır.

Mutlak Muvaza: Tarafların sırf üçüncü kişiler öyle olduğunu zannetsin diye gerçekte uymayı düşünmedikleri bir irade açıklamasında bulunmalarıdır. Burada uymayı düşünmedikleri ama öyle zannedilsin diye yapılan irade açıklamaları “görünürde işlem” gerçek iradeleri ise “gizli işlemi” ifade eder. Mutlak muvazaa da görünen işlem mutlak butlanla hükümsüzdür. Yani bu işlem hukuken geçersizdir.

Nispi Muvaza; Bu muvazaa türünde taraflar gerçekte uymayı düşündükleri bir sözleşme yaparlar ancak üçüncü kişilerin bu sözleşmeden haberdar olmamaları için uymayı düşünmedikleri bir sözleşme ile bu sözleşmeyi örter yani gizlerler.

Muvazaya Benzeyen İşlemeler

İnançlı Temlik:Taraflar kendi aralarında belli koşullar (süre, amaç gibi) belirleyerek bir hakkı biri diğerine devredecek, sonra belirledikleri koşul gerçekleşince hakkı devralan söz konusu hakkı ya önceki devredene ya da onun göstereceği kişiye tekrar devredecektir. Burada hakkı ilk devreden kişinin karşı tarafın hakkı tekrar kendisine devredeceği taahhüdüne güvenerek işlem yapması öne çıkmaktadır.

Muvazaa ile benzerlik göstermesine karşın, inançlı temlik yalnız tasarruf işlemlerinde ortaya çıkan bir işlemken, muvazaa hem tasarruf ve hem de taahhüt işlemlerinde ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca muvazaalı işlemler hukuken geçersizken inançlı temlikteki sözleşmeler hukuken geçerli sonuçlar doğurmaktadır.

Nam-ı Müstear: Bir kimsenin kendisine vekalet verenin kimliği ortaya çıkmasın diye onun adını gizleyerek işlemi onun hesabına ama kendi adına yapmasıdır. Örneğin, açık artırmaya girdiği anlaşılmasın diye A’ya para vererek kendi yerine A’yı ihaleye gönderen B’nin durumu gibi.

Dolaylı temsille karıştırılmaması gereken nam-ı müstearın muvazaadan da farklı yanları vardır. Örneğin muvazaalı işlemde hakkın devredilmesi gerçekte arzu edilmemekte iken nam-ı müstearda devir arzu edilmektedir.

Yanılma (Hata): Kişinin kendi kendini yanıltmasıdır. Yanılma nedeniyle yapılan sözleşmenin geçersiz kılınması mümkündür. Ancak bunun için yanılmanın esaslı nitelikte olması gerekir. Bu hata türleri genellikle beyan hataları şeklinde karşımıza çıkar. Borçlar Kanunu’muz m.31’de esas hata hallerini şöyle belirtmiştir;

Özellikle aşağıda sayılan yanılma halleri esaslıdır:

  • Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa (Sözleşmenin niteliğinde hata)
  • Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa (Konuda hata)
  • Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa (Kişide hata)
  • Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa (Kişinin niteliğinde hata)
  • Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa (Bedelde, ivazda ve miktarda hata)
  • Yanılan, iradesini karşı tarafa iletirken yanılmışsa, bu da esaslı bir yanılma olarak kabul edilir.

Hatanın sonuçları

Yanılan kişi bu durumu öğrendiği andan itibaren 1 yıl içinde (hak düşürücü süre) tek taraflı irade açıklaması ile sözleşmeyi ortadan kaldırabilir.

Bu durumda sözleşme geçmişe etkili olarak yani yapıldığı tarihten itibaren geçersiz hale gelmiş olur. Başka bir ifadeyle hiç yapılmamış gibi sonuçlar doğar.

Bu nedenle tarafların birbirlerine verdikleri şeylerin de sebepsiz zenginleşme gereği iade edilmesi gerekir.

Yanılma nedeniyle sözleşmeyi geçersiz kılan taraf bu hususta kusurlu ise diğer tarafın ortaya çıkan zararlarını tazmin etmek zorunda kalır. Bu tazmin menfi zararın tazmini niteliğindedir. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.

Yanılma nedeniyle sözleşme geçersiz kılınmak istendiğinde karşı taraf gerçekte yanılanın gerçekte arzu ettiği koşullara uymaya hazır olduğunu beyan ederse artık hata nedeniyle sözleşme yapılamaz.

Aldatma(hile)

Kişinin başkası tarafından yanıltılmasıdır. Burada kişiyi aldatan sözleşmenin diğer tarafı olabileceği gibi, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi de olabilir. Aldatmada, yanılmada olduğu gibi bu durumun esas olup olmadığı gibi bir ayırım yapılmaz. Ancak aldatan kişi de bir aldatma kastının varlığı gerekir. Yani aldatanda böyle bir kasıt yoksa burada hileden söz edilemez. Hileden dolayı sözleşmenin geçersiz kılınması mümkündür, fakat bunun için aldatanın kim olduğu önem taşır. Nitekim hileyi yapan sözleşmenin diğer tarafıysa bu durumda hileye uğrayan bu durumu öğrendiği andan itibaren 1 hak düşürücü sürede tek taraflı bir irade açıklamasıyla sözleşme geçersiz kılabilir. Ancak hileyi yapan üçüncü kişiyse; örneğin A ile B arasındaki sözleşmede C, A’yı B konusunda hileye uğratarak sözleşme imzalanmasını sağlamışsa; A’nın sözleşmeyi geçersiz kılabilmesi için diğer tarafın yani B’nin bu aldatmadan haberdar olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer B, A’nın C tarafından hileye uğratıldığını biliyorsa A, sözleşmeyi geçersiz kılabilir. Ama B hileden habersizse bu durumda A sözleşmeyi geçersiz kılamayacaktır.

Korkutma (Tehdit-İkrah)

Bir kimsenin diğer tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisine veya yakınlarına zarar vereceği korkusu yaratarak onu sözleşme yapmaya razı etmesidir. Tehdidin kişilik haklarına veya malvarlığına yönelmiş olması gerekir.

Aşırı Yararlanma (Gabin)

Bir kimsenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizlik ya da tecrübesizliğinden yararlanarak aşırı ve oransız bir boyutta menfaat elde edilmesidir. gabine maruz kalan kişi Borçlar kanunu’na göre iki farklı talepte bulunabilir. Buna göre kişi ya durumun özelliğine göre sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini isteyebilecek ya da sözleşmeye bağlı kalarak sadece edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilecektir.

Zarar gören hakkını aşırı yararlanmayı öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl içinde ve her iki halde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir