Ana Sayfa / Ceza Hukuku / Suç Genel Teorisi ve Suçun Unsurları

Suç Genel Teorisi ve Suçun Unsurları

Suç, kanunun karşılığında bir ceza yaptırımı öngördüğü fiillere suç adı verilir. Suçun belli başlı unsurları vardır. Bunlar;

Suçun Unsurları

1. Tipiklik Dış dünyada gerçekleşen fiilin yasadaki suç tanımına/tipine uymasıdır. Kanunilik ilkesinin bir sonucudur. Tipikliği ortadan kaldıran durum mefruz (sözde) suçtur.

2. Maddi Unsurlar

A. Hareket

Fiil, insanın dış dünyaya yansıyan ihmali ya da icrai bir davranışıyla gerçekleştirilir. Fiil ceza hukuku anlamında hareket olarak tanımlanmıştır. Hareket iki şekilde ortaya çıkabilir, bir şeyi yapmak (vurmak, öldürmek vs)

Hareketin sayısına Göre Suçların Sınıflandırılması

Tek Hareketli Suçlar: Suçun oluşması için tek bir hareket yeterlidir. Hareketin tekliği doğal anlamda değildir. Hukuki anlamdadır. Örneğin bir kişiye 10 ere vurmak tek hareketli suçtur.

Çok Hareketli Suçlar: Suçun oluşması için 1’den fazla farklı hareketin yapılması gerekir. Örneğin; yağma hem cebir ve tehdit suçu oluştururken hem hırsızlık suçu oluşturur.

Seçimlik Hareketli Suçlar:Suçun oluşması için suç tanımındaki hareketlerden bir veya bir kaçının yapılması gerekir.

İtiyadi Suç: Alışkanlık yapan suçlardır.

Hareketin Şekline Göre Suçlar: İcrai-İhmali Suçlar: İcrai, “yapmak” şeklinde oluşan suçlardır. İhmali, “yapmamak” şeklinde oluşan suçlardır.

Hareketin Sayısına Göre Suçlar: Bağlı Hareketli Suç, çok hareketliden farkı başka seçim olmamasıdır. Suçun oluşması için iki hareketin birlikte yapılması gerekir.

Serbest Hareketli Suç: Suçun oluşması için kanunda bir tanım yapılmamıştır. Suç her türlü hareketle istenebilir.

B.Netice (Sonuç)

Hareketin ortaya çıkması ile meydana gelen sonuca netice denir. Örneğin, kasten öldürme fiilinde, kişinin bedenine bıçak saplamak hareket, bu hareketin sonucu olarak mağdurun ölmesi ise neticedir. Netice bazen hareket ile aynı anda meydana gelir iken, bazen de hareketten az veya çok bir zaman sonra meydana gelir.  Neticenin meydana geldiği zaman birçok açıdan önemlidir.

Neticesine Göre Suçların Tasnifi

Neticesi Harekete Bitişik Suç- Neticesi Hareketten Ayrılabilen Suç: Bitişik suçlar için hırsızlık, yaralama, hakaret gösterilebilir. Suç işlendiği anda netice ortaya çıkmıştır. ayrılabilen suçlar ise hareketten daha sonra sonucun meydana gelmesidir.

Zarar Suçu -Tehlike Suçu:  Zarar Suçu; hırsızlık, öldürme suçu. Tehlike Suçu: Ruhsatsız silah taşımak.

Ani Suç- Kesintisiz Suç: Ceza kanununda tanımlanan hareketten doğan netice derhal sona ermiş ise ani suçtan söz edilir. Netice tamamlandığı anda suç da sona ermiştir. Kesintisiz suç ise neticenin belli bir süre devam ettiği suça kesintisiz suç denir. Suçun devam etmesi söz konusudur. Suçun tamamlanması ve sona ermesi farklı zamanlarda meydana gelir.

Kesintisiz suç için önemli olan, devam eden neticenin failin kusurundan ileri gelmesi ve bu sürekliliğe son vermek konusunda failin iktidarı bulunmasıdır. Kesintisiz suç kesinti başladığı anda işlenmiştir ve bu andan itibaren işlenmeye devam etmektedir. Netice kesildiği anda zaman ve yerde işlenmiş sayılır ve suç ancak bu anda sonra ermiş sayılır.

Ani Suç ile Kesintisiz Suç Ayrımının Önemi

  1. Ani suçlarda, fiilin işlendiği anda yürürlükte bulunan ceza kanunu; kesintisiz suçlarda ise kesintinin gerçekleştiği anda yürürlükte bulunan kanun uygulanır.
  2. Kesintisiz suçlarda zamanaşımı süresi kesinti gerçekleştiği andan itibaren baş suçlarda ise, zamanaşımı süresinin başlangıcı hareketin yapıldığı andır.
  3. Ani suçlarda icra hareketleri tamamlandıktan sonra suç iştirak olmaz iken; kesintisiz suçlarda suç sona erinceye kadar iştirak mümkündür.
  4. Ani suçlarda. hareket devam ettiği müddetçe meşru müdafaa mümkün iken; kesintisiz suçlarda netice devam ettiği müddetçe meşru müdafaada bulunulabilir. Ani suçlarda neticenin gerçekleştiği (hareketin yapıldığı) yer mahkemesi yetkili iken; kesintisiz suçlarda “kesintinin gerçekleştiği yer” mahkemesi yetkilidir. Ani suç- Kesintisiz suç ayrımı mutlak bir ayrım değildir. Bazı ani suçlar da kesintisiz suç şeklinde işlenebilir.

C. İlliyet Bağı (Nedensellik/Sebep-Sonuç İlişkisi)

Bir fiilin suç teşkil edebilmesi için hareket ile sonuç arasında bir illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Yani sonuç hareketten dolayı ortaya çıkmalıdır. Nedensellik bağı hareket ile netice arasındaki neden sonuç ilişkisidir. Nedensellik bağı TCK’da açık bir biçimde düzenlenmiştir.

Eğer netice hareketten dolayı meydana gelmiş ise, hareket ile netice arasında uygun illiyet bağı var ise fail sebep olduğu neticeden dolayı sorumludur. Olaya bir bütün olarak bakıldığında netice hareketin sonucu olarak görülüyor ıse fail bu neticeden sorumludur.

Örneğin; Fail F aralarında arazi anlaşmazlığı bulunan arkadaşı R’yi yaralamıştır. R hastaneye kaldırılırken 112 Ambulansının kaza yapması sebebiyle ölmüştür. Bu durumda ölüm ile F’nin hareketi arasında neden sonuç ilişkisi kesilmiştir. İlliyet bağı kesilmiş olduğu için F ölümden dolayı sorumlu değildir. F’nin hareketi sadece yaralama neticesini doğurmuştur ve sadece yaralamaktan dolayı sorumludur.

Örneğin; Fail Zehrettin sınıf arkadaşı Memnun ile tartışmış ve onu bıçaklanmıştır. Birer ay ara ile 5 ameliyat geçiren Memnun bir türlü iyileşememiş ye bıçaklanmanın sebep olduğu yaralanmalar nedeniyle ölmüştür. Bu durumda illiyet bağı kesilmediğinden ölüm, bıçaklama hareketinin sonucudur. Bu sebeple Zehrettin öldürme suçundan dolayı sorumludur. Aynı olayda Memnun ameliyatta hekim hatası yüzünden ölmüş olsa idi illiyet bağı kesilmiş olur idi ve Zehrettin ölümden dolayı sorumlu olmazdı.

Fail

İradi hareket yeteneği, yaşayan insana has bir özelliktir. Hayvan ya da eşyanın ya da ölü bir kimsenin iradi hareket yeteneği bulunmamaktadır.,Bu nedenle ancak yaşayan bir insan suç faili olabilir. Hareket yeteneği bulunmayan tüzel kişiler suç faili olamazlar.

Ceza kanununda yer alan bazı suçlar herkes tarafından işlenebilir iken, bir takım suçlar ise sadece kanunun öngördüğü kimseler tarafından işlenebilir. Ancak kanunda gösterilen kimselerin işleyebileceği suçlara özgü suç (mahsus suç) adı verilir.

Özgü suç iştirak bakımından önemlidir. Zira özgü suçlarda kanun koyucunun öngördüğü sıfatı taşımayan kimseler fail sıfatıyla değil azmettiren veya yardım eden , sıfatıyla sorumlu olurlar. (İştirakte Bağlılık Kuralı)

E. MAĞDUR

Her suçta bir mağdur vardır. Mağdur, işlenen suç ile haksızlığa uğrayan, suçun konusunun sahibi olan kişidir. Mağdur gerçek kişidir. Ancak kanun maddesinde belirtilmiş ise devlet veya bir tüzel kişi de olabilir.

Bir suçun işlenmesi ile hukuken korunan menfaatleri doğrudan veya dolaylı olarak ihlal olan kimse suçtan zarar görendir. Yaralama suçunda yaralanan kişi hem mağdur hem de zarar görendir. Öldürme suçunda ölen kimse mağdur, yakınları ise suçtan zarar görendir.

Suçtan zarar gören kavramı aynı anlama gelmez; suçtan zarar gören kavramı, mağdur kavramını da içine alan daha geniş bir kavramdır. Örneğin; Öldürme suçunun mağduru, ölen kimsedir. Hırsızlık suçunun mağduru ise malın sahibi olan kimsedir.

Örneğin; A’nın gerçeğe aykırı olarak B şirketinin muhasebecisini dolandırması eyleminde, dolandırıcılık suçunun mağduru muhasebeci iken, B şirketi suçtan zarar görendir.

F.KONU

Suç sayılan hareketin yöneldiği kişi ya da şey suçun konusunu oluşturmaktadır. Konusuz bir suç yoktur. Örneğin, kasten öldürme suçunda mağdur ölen kimsedir. Suçun konusu ise onun canlı bedenidir.

3. MANEVİ UNSUR

Manevi unsur, işlenin fiil ile fail arasındaki psikolojik bağdır. Bu bağ kurulmadan suçun Varlığından söz edilemez. Fail ile eylem arasında kanunda sayılan, kasıt, olası kasıt, bilinçli taksir ve taksir şeklinde ortaya çıkan psikolojik bağlardan birisi yok ise fail bul eylemden dolayı kınanamaz ve cezalandırılamaz.

Örneğin; Kasten bir başkasını öldüren kişi öldürme suçunu işlemiştir ve cezalandırılır. Ancak öldürme suçunu 5 yaşındaki bir çocuk işlemiş ise eylem hukuka aykırıdır, suçtur fakat 5 yaşındaki çocuğun kusur yeteneği olmadığı için çocuk kınanamaz ve cezalandırılamaz.

Genel Olarak Kast ve Taksir

Ceza kanununda asıl olan kasıttır.  Kasten işlenen suçların cezalandırılması kuraldır. Taksir istisnai bir düzenlemedir. Eğer bir suçun taksirli hali kanunda düzenlenmemiş ise faile bu suçtan dolayı ceza verilmez.

Örneğin; Mala zarar verme suçu, insan ticareti suçu, resmi evrakta sahtekarlık suçu gibi suçların taksirle işlendiği halde cezalandırılması söz konusu değildir. Çünkü kanunda taksirli mala zarar verme, taksirli insan ticareti, taksirli evrakta sahtekarlık suçu düzenlenmemiştir.

Ancak taksirle yaralama, taksirle öldürme kanunda düzenlendiği için taksirle ölüm ya da yaralanmaya sebep olunmuş ise fail sorumludur ve faile bu maddeler kapsamında ceza verilir.

A. Kast

Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast bir suçun kanuni tanımında yer alan unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Kanunda iki tür kast düzenlenmiştir.

Doğrudan Kast: Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

Örneğin; A öldürmek maksadı ile B’ye ateş etmiş ve B’nin ölümüne neden olmuş ise bu durumda hareketi bilerek yapmıştır. Hareketin sonucunu da bilmekte ve istemektedir. A, kasten hareket etmiştir.

Olası Kast: suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.

Olası Kast failin netice bakımından “olursa olsun” dediği ve neticeyi kabullendiği kasttır. Fail neticeyi görecek ve neticeyi kabullenerek eyleme devam edecektir.

Olası kast genel bir indirim nedenidir. Olası kast ile işlenen suçlarda, kasıtlı suça nazaran daha az ceza verilir. Fail bir suçu işlemek için plan yapar ve suç işleme kararlılığını uzun bir süre devam ettirir ve mutlak olarak neticenin meydana gelmesi için elinden geleni yapar ve neticeyi şansa bırakmamak ve mutlak surette elde etmek için soğukkanlı bir şekilde suçu işlerse bu durumda tasarlama kastı vardır.

5237 sayılı TCK’ya göre, tasarlama kastı bir kast türü olmayıp sadece “kasten öldürme suçu” bakımından cezayı ağırlaştıran bir nitelikli haldir.

B. Taksir

Türk Ceza Kanununda iki türlü taksir düzenlenmiştir.Bilinçli taksir ve bilinçsiz taksir.

TCK madde 22’ye göre:

Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza arıdan altıda bire kadar indirilebilir.

Taksir (Bilinçsiz Taksir): Kastın iki unsuru bulunmaktadır; bilmek ve istemek. Bir kimse bilerek ve isteyerek bir hareketi gerçekleştirirse ve ölüm meydana gelir ise kasten hareket etmiştir.

Kast ve taksiri ayıran kısım ise neticesinin istenip istenmediğidir.

Taksirli suçta da hareket bilerek ve isteyerek yapılabilir (bilmeden ya da istemeden de, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak hareket meydana gelmiş de olabilir) ancak netice bilinir fakat hiç bir zaman istenemez.

Örneğin; Bir doktorun hastaya yanlış müdahale yaparak hastanın ölümüne sebebiyet verdiği durumda; hastaya yaptığı müdahaleyi (hareket) bilerek ve isteyerek yapar. Doktor yanlış müdahale yaptığı zaman hastanın öleceğini bilir ancak hiçbir zaman hastanın ölmesini istemez.

Örneğin; Ormanda ava çıkan A çalılıkların arkasından çıtırtı gelmesi üzerine keklik var zannedip tüfeğini ateşlemiş ancak keklik olduğunu düşündüğü çalılığın arkasında duran M’nin ölümüne neden olmuştur. Bu durumda taksirle (Bilinçsiz taksirle) öldürme söz konusudur.

Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Ancak taksirli suçlarda teşebbüs ve iştirak hükümleri uygulanmaz.

C. Bilinçli Öngörülü Taksir 

Failin hareketi bilerek yapıyor neticeyi öngörüyor. Fakat eyleme devam ediyor; ancak hiç bir zaman istemiyor. Fail neticeyi öngörüyor fakat nasıl olsa olmaz düşüncesiyle hareket ediyor. Neticenin gerçekleşmesi gibi bir isteği yoktur.

Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir cezayı arttıran genel bir nedendir. Bilinçli taksir halinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır.

Örneğin; Aracı ile karayolunda ilerlemekte iken, bir aracın manevra yaptığını görmesine rağmen nasılsa kurtarırım diyerek yavaşlamayan (neticeyi öngörüyor ve eyleme devam ediyor) ve bir insanın ölümüne neden olan kimse veya kabalık bir caddede hızla araç kullanmasına rağmen sürüş kabiliyetine ve aracın frenine güvenen bir kimsenin yaptığı kazada ölüme sebebiyet vermesi halinde bilinçli taksir vardır.

Örneğin; Alkollü olan ve sürücü belgesi bulunmayan sanığın, otomobili ile geceleyin hızlı seyredip direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu aracındaki bir kişinin ölümüne neden olduğu olayda Bilinçli Taksirin koşulları vardır. (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2007/1640 E. N, 2007/6502 K. N. )

Taksirle netice sadece biliniyor; ancak bilinçli taksirde neticenin bilinmesine ek olarak meydana gelebileceği de öngörülüyor ve harekete devam ediliyor.

Gerek olası kastta gerekse bilinçli taksirde, sonuç fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen ve gerçekleşen netice istenmemekte, olası kastta ise istenmemesine rağmen fail tarafından kabullenilmektedir. Olası kastta fail, öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen şansa veya başka etkenlere hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek, öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.

Hukuka Aykırılık Unsuru

Bir eylemin suç olarak kabul edilebilmesi için hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırılıktan anlaşılması gereken ise; “ söz konusu eylemin sadece ceza kanunu değil hukuk düzeni içerisinde yer alan normlar tarafından mubah sayılmaması ve cevaz verilmemesidir.” Eğer bir eyleme hukuk düzeni izin vermiş ise, o eylemi hukuka uygun kabul etmiş ise o eylemi suç olarak nitelendirmek mümkün değildir. Failin eylemi hukuka uygun olarak gerçekleştirmiş ise (hukuka uygunluk sebepleri içerisinde sayılıyor ise) failin bu fiili hukuka aykırı ve suç olarak kabul edilemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir