Klasik İktisat Okulu Nedir? Özellikleri ve Savunucuları

Klasik iktisatçılar kısaca, bireye ve bireysel girişimciliğe önem vermiş ve bu yüzden devletin piyasaya müdahalesine karşı olmuşlardır. Devlet sadece, güvenlik savunma, adalet ve diplomasi görevlerini yerine getirmelidir. Görünmez el piyasası organize edecektir. Klasik iktisat okulunun özellikleri, görüşleri ve savunucuları aşağıdaki gibidir;

Klasik İktisadın Temel Görüşleri ve Özellikleri

  • Faiz tüketimden vazgeçmenin ödülüdür.
  • Devlet bütçesi denk bütçe olmalıdır.
  • Emek arzı reel ücretin artan, emek talebi reel ücretin azalan bir fonksiyonudur.
  • Gömüleme yoktur.
  • Tasarruflar her zaman yatırıma dönüşür.
  • Para sadece mübadele amacıyla kullanılır. (Dikotomi)
  • Emek-Değer teorisi geçerlidir.
  • Arz ekonomiyi savunurlar
  • Tam rekabet koşulları geçerlidir.
  • Devlet müdahalesine karşıdırlar
  • Ekonomi tam istihdamda dengeye gelir.
  • Yatırım ve tasarruf faizin bir fonksiyonudur.
  • Mübadele denklemi geçerlidir( M.V=P.Y)

Klasik İktisadın Savunucuları

Adam Smith

Smith‘in iktisadi ilkelerini dayandırdığı temel kavramlar özgürlük ve görünmeyen el kavramlarıdır. Ona göre bireyler kendi çıkarlarını maksimize ederken toplumun refahının artmasına neden olacaktır. Bu görünmez eli ifade etmektedir. Ekonomide devlet müdahalesinin olmaması gerektiğini (Laissez Faire) savunmuştur.

İlgili yazı: Laissez Faire Nedir?

Klasik iktisadın en önemli savunucularından biridir ve 1776 yılında yayınladığı “Ulusların Zenginliği” adlı eseriyle klasik iktisadın ve günümüz iktisadi düşüncenin temelini atmıştır.

Dış ticarette serbestleşmeyi savunarak Mutlak Üstünlük Teorisini ileri sürmüştür. Dış ticaretin ülkeler için kazançlar doğuracağını ileri sürmüştür. Ulusal zenginliğin temel kaynağı insan emeğidir.

İş bölümü ve uzmanlaşmanın verimliliği arttırırken üretilen mal ve hizmet miktarını arttıracağını ve büyümenin kaynağı olduğu ileri sürmüştür.

Değer konusunda Aristo’nun değer kavramı gibi kullanım değeri ve değişim değeri gibi iki değer tanımlanmıştır. (Elmas-Su Paradoksu)

Emek değer teorisiyle bir malın değerini üretiminde kullanılan emek miktarı ile ifade etmiştir (Objektif Değer). Bu nedenle değişim değerinin belirlenmesinde kullanılan esas faktör emektir.

Fiyatı, piyasa fiyatı ve doğal fiyat olarak ikiye ayırmıştır. Piyasa fiyatı kısa dönemde arz ve talebin belirlediği fiyattır. Doğal fiyat ise uzun dönemde üretim maliyetlerini ifade eder. Doğal fiyat, doğal ölçülerinde ücret, rant, ve kar toplamından oluşur.

Kısa dönemde piyasa fiyatı ile doğal fiyat arasında farklar olsa da rekabetçi koşullar altında arzın uyumuyla birlikte uzun dönemde piyasa fiyatı ile doğal fiyat eşitlenecektir.

Gelir dağılımını emekçi sınıf, kapitalist sınıf ve toprak sahipleri sınıfının ücret, kar, ve rant adı verilen gelir paylarını nasıl elde ettiklerini inceleyerek açıklamıştır.

Ücret, iş bölümüne bağlı olarak artan verimlilik ölçüsünde artmaktadır. Ancak işçi ücretlerinin düşebileceği minimum bir seviye vardır ve bu geçimlik ücret olarak ifade edilir.

Nüfus artışı ile ücret arasında pozitif bir ilişki söz konusudur ve ücret artışları kısa dönemde nüfusun artmasına neden okurken uzun dönemde ücretler doğal ücret yani geçimlik ücret düzeyinde eşit olacaktır.

Emek talebi ücret fonuna yani işverenin kullanımından arta kalan sermaye stoku miktara bağlıdır ve gelir, sermaye stokundaki artış emek talebini arttırır.

Kar, sermayenin bir getirisi olarak düşünülmüş ve karın belirlenmesinin zor olacağından hareketle karın belirlenmesinde faiz oranının ölçü olabileceği savunulmuştur.

Rant ise toprağın verimi ve konumundan kaynaklanan bir getirisidir. Rant ürünün fiyatı tarafından belirlenen bir monopol fiyattır. Malın fiyatı ücreti, karı ve rantı içermektedir.

Emeği üretken emek ve üretken olmayan emek olarak ikiye ayırmıştır. Üretken emek fiziksel mal üreten emektir ve artık değer yaratır. Hizmet üreten emek üretken olmayan emektir ve verisizdir. Üretken olamayan emek net fiziksel üretime ve sermaye stokuna katkıda bulunmamaktadır.

Değişim ekonomisi içinde paranın sağladığı kolaylıklara vurgu yaparak paranın değişim aracı olma fonksiyonunu vurgulamış ve para olarak kıymetli madenlerin kullanılmasını benimsemiştir.

Devletin görevlerini savunma, adalet, bayındırlık ve kısmen de eğitim hizmetleri olarak belirlemiş ve ekonomiye müdahalesine gerek olmadığını savunmuştur.

Baptiste Say

1803 yılında yayınladığı “Ekonomi Politika İlkeleri” isimli eseri vardır. Bu eserinde “Say Kanununu” olarak bilinen Pazarlar (Mahreçler) Yasasını ortaya atmıştır.

Say’e göre her üretim faaliyeti bir gelir ve talep yaratma faaliyetidir. Yani üretim süreci içerisinde yaratılan gelir üretilen mala talep yaratacak ve her arz kendi talebini yaratacaktır.

Say tasarrufların tüketimi azaltmayacağı her tasarrufun önünde sonunda yeniden harcama akımına döneceğini savunmuştur. Bu bağlamda parayı değişim aracı olarak görmektedir.

Malın değerini belirleyen tek unsurun emek, toprak ve kapital üçlüsünden oluşmaktadır. Say’e göre bir malın değerini o malın tüketiciye sağladığı fayda belirleyecektir. Para sadece işlem amaçlı talep edilir. Değer biriktirme fonksiyonu yoktur.

Say ilk kez Cantillon tarafından vurgulanan girişimci kavramını imalatta imalatı yönlendiren işletme sahibi, tarımda çiftçi ve ticarette tüccar olarak tanımlanmış ve girişimci kavramını iktisat literatürüne dahil etmiştir.

Robert Malthus (1766-1834)

“Nüfus İlkeleri Üzerine Bir Deneme” isimli çalışmasıyla hızlı nüfus artışının kıtlık ve sefalete yol açacağını savunmuştur. Tarımsal ürün arzının aritmetik dizi şeklinde artarken nüfusun geometrik şekilde artacağını ve bunun kıtlığa sebep olacağını savunmuştur.

Nüfus artışı geometrik olarak artarken, gıda maddeleri arzı aritmetik olarak artar ve bunun sonucunda kıtlık olur. Hızlı nüfus artışının ücret düzeyini, geçimlik ücret düzeyine düşüreceğini savunmuştur.

Nüfus miktarını ve refah düzeyini belirleyen unsurun emeğe yönelen efektif talep olduğunu savunmuştur. Emeğin efektif talebi fiilen istihdam edilen emek miktarı ile ölçülmektedir. Emeğe olan efektif talebi belirleyen en önemli unsur kapital birikimidir.

Ekonomide üretilen mallara yönelik bir talebin olması gerektiğini aksi taktirde emeğe olan efektif talebin azalacağını savunmuştur.

Rant kavramını toprakların verimlilik farklarına dayandırmış ve verimli toprakların rantının hızlı nüfus artışına bağlı olarak artacağını savunmuştur. Say yasasına karşı çıkmıştır.

Efektif talep yetersizliği üzerinde durur ve devlet müdahalesini sınırlı şekilde kabul eder. Yatırım tasarruf eşitliği söz konusu değildir. Aşırı üretimden kaynaklanan aşırı tasarruf görülebilir.

David Ricardo (1772- 1823)

En önemli eseri 1817 yılında yayınladığı “Politik İktisadın ve Vergilemenin İlkeleri” adlı çalışmasıdır. Bir kıymet teorisi oluşturmak ve bunu bölüşüm teorisine uygulamak isteyerek kıymet ve bölüşüm konusunu ortaya atan ilk iktisatçı olmuştur.

Ricardo’ya göre bir malın kıymeti ya da değeri o malı üretmek için kullanılan nispi emek miktarına bağlıdır. Bu yönüyle değer konusunda Smith’in görüşlerini benimsemektedir.

Ancak Smith’den farklı olarak emeği, makine ve teçhizatın üretiminde kullanılan eski emek veya dolaylı emek ve üretimde sermaye ile birlikte kullanılan bugünkü emek veya doğrudan emek olarak ikiye ayırarak üretimde emeğin tek başına kullanılmadığını savunmuştur.

Ricardo’ya göre emek doğal fiyat ve piyasa fiyatı olmak üzere iki fiyata sahiptir. Doğal fiyat; emeğin geçimini sağlayacak ve kendi soyunu artmadan ya da azaltmadan devam ettirecek fiyattır. Uzun dönemde piyasa fiyatı doğal fiyata eşit olacaktır. Doğal fiyat kar ve faiz toplamına eşittir.

Ricardo’ya göre kar ücrete bağlıdır ve işçilerin aldığı ücretin üzerinde kalan kısım kar olarak kapitaliste kalacaktır. Kar oranı tasarruf ve yatırım yapmaya yetecek kadar yüksek olursa kapital arzı ve ücret fonu artacaktır. Bu emeğe olan talebi arttırırken emek maliyetlerinin artmasına ve milli geli hızının azalmasına neden olur.

Rant üzerine çalışmış ve rantı azalan verimler yasasına tabi toprağın orijinal ve yok edilemeyen üretim gücü için toprak sahibine yapılan bir ödeme olarak tanımlamıştır.

Ricardo’ya göre rant toprakların verililik farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Zamanla verimsiz toprakların üretime açılmasıyla birlikte verimli toprakların elde edeceği rant artacaktır. Ricardo’ya göre ücret ve kar bileşimi fiyatı belirlerken, fiyatlarda rantı belirlemektedir.

Ricardoya göre kar oranı tektir ve bu tarım sektöründe belirlenmektedir. Nüfus artışı ile birlikte üretimin artması için daha az verimli toprakların üretime alınması gerekecektir. Bu durum karları azaltırken klasik ücret fonu yaklaşımı doğrultusunda istihdam hacmi negatif etkilenecektir. Nüfus artışıyla birlikte ekonomide sıfır kar söz konusu olacak ve yeni istihdam yaratılmayacak ve büyüme sıfıra yönelecektir.

Dış ticarette karşılaştırmalı üstünlük teorisini savunarak dış ticarette serbestleşmeyi ve dış ticaretten ülkelerin karşılıklı olarak kazanç sağlayabileceklerini savunmuştur.

Nakit prensibi ilkesini ortaya atarak fiyat istikrarının bozulması için altın karşılığı emisyonu savunmuştur. Para arzı ile fiyat arasındaki miktar teorisinin genel sonucu kabullenmektedir.

Stuart Mill (1806-1873)

Mill klasik dönemden neo klasik döneme geçiş sürecinin bir iktisatçısıdır ve klasik dönem onunla son bulmuştur. Ricardo ve klasik ekonomik analizi baştan sona yeniden gözden geçirmiştir.

İktisat teorisine en önemli katkısı dış ticaret teorisi ile ilgili olup takas şeklindeki dış ticarette ticaret hadlerinin sadece üretim maliyetlerine göre değil ticaret konusu olan mallara olan talebe göre belirleneceğini savunarak karşılıklı talep kanununun temelini atmıştır.

En önemli eseri 1848 yılında yayınladığı “Politik Ekonominin İlkeleri” adlı çalışmasıdır. Emeği üretken ve üretken olmayan emek olarak ikiye ayırmış ve servet yaratan emeği üretken emek olarak adlandırmıştır

Mill tüketimi de üretken ve üretken olmayan tüketim olarak ikiye ayırmıştır. Üretken tüketim doğrudan veya dolaylı olarak etken emeğin devamına katkıda bulunan tüketimdir.

Sermaye birikiminin temel kaynağının tasarruf olduğunu savunarak üretimin sermaye ile sınırlı olacağını benimsemiştir. Mill’e göre sermaye düzeyi arttırılmadan istihdam düzeyi arttırılmaz. Büyümenin temel koşulu sermaye birikimidir.

Ücret fonu ilkesini benimsemiş ve işlerin istihdamında bu fonun kullanıldığını öne sürmüştür.

Karı sakınmanın ödülü yani tüketimden vazgeçmenin ödülü olarak görmüş ve net kar ve faiz olarak ikiye ayırmıştır.

Değer konusunda Smith ve Ricardo gibi klasik değer teorisi geleneğini kabullenmiş ancak kullanım değeri, değişim değeri ve fiyat ayrımı yapmıştır. Kıymet ile fiyatın ayrı kavramlar olduğunu savunmuştur.

Değişim değerinin belirlenmesinde bir malın arzı be talebi önemli yer tutmaktadır. Alım ve satım işlemlerinin birbirinden ayrılması durumunda aşırı arzın söz konusu olabileceğini ve Say Kanununun geçerli olmayacağını savunmuştur. Paranın ekonomide bir rolünün olmadığını ve devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini savunmuştur.

Klasik İktisada Diğer Katkı Yapanlar

Eilliam Nassau Senior (1790-1864)

Klasik iktisadın İngiliz iktisatçılarından biridir. Zenginliğin tanımını yaparak iktisat teorisini temelini teşkil etmek üzere dört aksiyon ön sürmüştür. Ona göre zenginlik ya da servet, fayda sağlayan ve kıt bulunan tüm mal ve hizmetlerden oluşur.

Kapital ve faiz teorisinde tüketimden kaçınmayı ya da sakınmayı bir üretim faktörü olarak ele almıştır.

Ona göre faiz, bugünkü tüketimden vazgeçmenin bedelidir. (İmsak Teorisi)

Kıymet teorisi ile ilgili görüşlerinde faydayı kıymeti belirleyen bir unsur olarak gündeme getirmiştir. Senior’a göre kıymet, emek teorisinde ve sakınma teorisinde ileri sürüldüğü g

Malları üretmenin zahmetine ve maliyetine bağlı olmayıp aynı zamanda o malların faydasına bağlıdır.

Sanayi sektöründe artan verimler halinin geçerli olacağını öne sürmüştür.

Augustin Cournot (1801-1877)

Klasik iktisadın Fransız takipçilerinden biridir. İktisat tarihinde talep eğrisini tanımlayan ve çizen ilk iktisatçıdır. Talep fonksiyonunu belirlerken fayda kavramını kullanmamıştır. Talep eğrisi yardımı ile çeşitli firmaların ve özellikle monopol ve düopol firmaların kar maksimizasyon koşullarını incelemiştir.

Jules Emile Dupuit (1804-1866)

Klasik İktisadın Fransız takipçilerinden biridir. Marjinal fayda kavramını inceleyip onu talep eğrisi ile ilişkilendiren ilk iktisatçıdır. Bireyin homojen bir maldan elde edeceği faydanın o malın son birimi tarafından belirleneceği savunmuştur.

Ayrıca bir malın son biriminin sağladığı faydanın mal miktarı arttıkça azalacağını savunmuştur. Her tüketicinin aynı maldan elde edeceği faydanın o maldan ne kadar tüketileceğine bağlı olarak değişeceğini savunmuştur.

Talebi tüketicinin elde ettiği fayda ile ilişkilendirerek malın fiyatının düşmesi karşısında tüketim miktarının artacağını açıklamıştır.

Talep fonksiyonunu Qd=f(P) şeklinde ifade etmiştir. Tüketicin ödemeye istekli olduğu miktar ile değişimde ödediği miktar arasındaki farka “Relative Utility” derken bu kavram daha sonradan Marshall tarafından tüketici artığı olarak literatüre dahil edilmiştir.

Devletin sahip olduğu monopollerin hem maliyetlerini karşılayacak hem de toplam faydadaki kayıpları minimuma indirecek şekilde Monopolde fiyat farklılaştırılması daha sonra Pigou ve Robinson tarafından geliştirilmiştir.

J.Heinrich von Thünen

Klasik İktisadın Alman takipçilerinden biridir. “Tecrit Edilmiş (İzole) Devlet” çalışmasıyla marjinal fayda teorisini, üretim ve bölüşümü açıklamak için kullanılmıştır.

Rant kavramı üzerinde durmuş ve rantı sadece toprakların verimlilik farkı ile değil aynı zamanda şehre-pazara yakınlıkla açıklamıştır.

Bir malın fiyatını piyasa fiyatı ve ortalama fiyat olarak ikiye ayırmıştır. Ortalama fiyat doğal kıymet kavramının karşılığı olup uzun dönemde piyasa fiyatının yöneleceği fiyat seviyesidir.

Thünen üretim sürecinde kullanılan kapital ve emeğin ilave birimlerinin üretime katkısının (marjinal veriminin) giderek azalacağını savunurken ücretin ve faizin doğal seviyesinin emeğin marjinal verimliliği tarafından belirlenmesi gerektiğini savunmuştur.

Karl Marx (1815-1883)

Marx‘ın analizi bir sosyalist teori olmaktan çok kapitalist ekonomik kalkınma teorisidir. Ancak Marx kapitalizmin yıkılacağını ve yerine sosyalizmin kurulacağını savunmuştur. En önemli eseri “Kapital”dir.

Marx’ın amacı kapitalist üretim biçimini ve buna bağlı karşılık gelen üretim ve mübadele koşullarını incelemekti.Artık değer, net hasıla, ve emek değer teorisi üzerine açıklamalarıyla klasik iktisatçılar arasında sayılmaktadır.

Her malın bir kullanımı kıymeti bir de değişim kıymeti vardır. Kullanım değerinin tüketici ile mal arasındaki ilişki olduğunu savunurken, değişim değerini belirleyen unsurun emek olduğunu ve emeğin homojen olmadığını savunmuştur.

Kapitalist sistemde üretim araçları Kapitalistler tarafından sahiplenilmiştir. Ancak bu araçlar işçile tarafından kullanılır.Üretim sürecinde artık değer yaratan unsur emektir. İşçinin üretim sürecinde ürüne aktardığı değer, bu ürünün satılmasıyla paraya dönüşür. Artık değer işgücü maliyeti çıkarıldıktan sonra oluşan değerdir. Bu değer kapitalizmin gelirini ve amacını gösterir.

İş gücünün gerekli emek ve artık emek olarak ikiye bölerken gerekli emeğin yarattığı ürün işçiye ücret olarak verildiğini ancak artık emeğin ürününün artık değer olarak kapitalistlere gideceğini ve böylece emeğin sömürüldüğünü savunur.

Say kanunu reddetmiş ve bunun ancak basit trampa ekonomilerinde geçerli olabileceğini savunmuştur. Buradan hareketle kapitalist sistemin krizler yaşayacağını savunmuştur.

Ölçek ekonomileri ve büyük ölçekli üretim sebebiyle kapitalin tekelleşeceğini büyük kapitalin küçük kapitalleri yeneceğini ve kapitalin tekelci kapitalizm adı verilen bir biçimde belli ellerde toplanacağını savunmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir