Say Yasası- Jean Baptiste Say

Jean Baptiste Say, asıl ününü emek-değer kuramını benimsememesine değil, kendi adıyla anılan bir iktisadi yasaya borçluydu. “Mahreçler Yasası” veya “Piyasalar Yasası” olarak da bilinen Say yasasına (Say’s law) göre, ‘arz kendi talebini yaratır.’ Smith sonrası klasik iktisatçıların büyük çoğunluğu, bir yasan çok bir iktisadi önerme sayılabilecek bu ifadeyi doğru kabul ederek onaylamışlardır. Bu ifade, sanayi devriminin erken aşamalarında, henüz olgunlaşmakta olan kapitalist ekonominin krize veya depresyona girme olasılığına ilişkin yapılan tartışmalar bağlamında ortaya atılmıştır. 

Arz kendi talebini yaratır, dendiğinde kastedilen şudur: üretim sürecinin sonunda yalnızca mal ve hizmetler üretilmiş ve piyasaya arz edilmiş olmaz aynı zamanda üretim faktörlerine de (emek, sermaye ve toprağa) gelir de yaratılmış olur. Başka bir deyişle üretim, Bir yandan arz edilecek mal ve hizmetleri ortaya çıkarırken, diğer yandan da bu mal ve hizmetlerin talep edilmesini ve satın alınmasını sağlayacak gelirleri de yaratır. Üretimle birlikte kazanılan ücret, kar ve kira gibi başat gelirlerin toplamı – devletin piyasaya müdahale etmediği bir serbest piyasa düzeninde, arz ve talebin kendi aralarındaki etkileşim dinamikleri uyarınca- üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerine eşit olur.

Yani serbestçe işleyen bir piyasa ekonomisinde, toplam gelirler toplam harcamalara ve dolayısıyla toplam talep toplam arza eşit olur. Bu nedenle, böyle bir piyasa ekonomisinde, eksik talep yüzünden veya başka bir deyişle toplam talep toplam arza eşit olur. Bu nedenle, böyle bir piyasa ekonomisinde, eksik talep yüzünden veya başka bir deyişle toplam talebin toplam arzdan düşük kalması nedeniyle kriz çıkması veya depresyona girilmesi olası değildir. Devletin müdahalelerinden arındırılmış bir piyasa ekonomisinde, toplam talep ve toplam arz arasındaki denge kendiliğinden sağlanacağı için sistem uzun süren derin bir krize girmeyecektir. Böylece, Say yasasına göre, ekonomik daralma ve işsizlik gibi olgular, kolayca ve çabukça atlatılabilecek geçici ve dönemsel sorunlardır.

Say yasasının, çoğu iktisadi liberalizm yanlısı olan klasik siyasal iktisatçılarca benimsenmiş olması şaşırtıcı değildir. Ancak, Malthus, bu saptamanın önemli bir istisnasıdır. Malthus’un Say yasasını kabul etmeyişi , Ricardo ile Tahıl yasası’na ilişkin giriştiği tartışmanın bir diğer önemli bileşenidir. Malthus’a göre ekonomide bir genel mal bolluğunun (general glut), yani yani toplam talebin toplam arzı aştığı durumların oluşması olasıdır. Malthus, özellikle tasarruf etme ve para istifleme (hoarding) eğiliminin yükseldiği, yani harcama eğiliminin düştüğü dönemlerde ekonominin aşırı üretimden kaynaklanan krizlere ve depresyonlara girebileceğini öngörmüştü. Dahası, toprak sahiplerinin lehine olan Tahıl Yasasının yürürlükte kalmasını savunmasının bir nedeni de, ‘genel mal bolluğu’ dönemlerinde, zengin toprak sahiplerinin harcamalarını sürdürerek krizleri veya depresyonları önleyebileceklerini düşünmesiydi.

Malthus, krizlerin ve depresyonların olası olduğuna ilişkin öngörüsünü sistemli bir çözümleme çerçevesine dönüştürmemiştir. Buna karşın, kendisinden yaklaşık bir yüz yıl sonra, 1929 Büyük Buhranı’nı izleyen yıllarda modern makro iktisadın temellerini atan, genelde klasik siyasal iktisadı ve özelde Say yasasını kıyasıya eleştiren “Cambridge iktisatçısı” olarak nitelenmiştir. Başka bir deyişle Malthus ile Keynes arasında, klasik siyasal iktisadın serbest piyasacı bazı ön kabüllerini benimsememek bakımından açık bir süreklilik vardır. Bu noktada Say yasasını aslında Say’dan önce, James Mill’in (1773-1836) ve ‘yararcılık’ (utilitarianism) felsefesinin kurucusu Jeremy Bentham’ın ifade ettiğini, ancak bu önerinin Say’ın yazılarıyla birlikte popülerlik kazandığını da belirtmekte yarar var.

Fikret Şenses- İktisada Giriş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir