Ana Sayfa / Medeni Hukuku / Ayni Hak Nedir ? Çeşitleri, Özellikleri Nelerdir?

Ayni Hak Nedir ? Çeşitleri, Özellikleri Nelerdir?

Ayni haklar hak sahibine eşya üzerinde doğrudan doğruya hâkimiyet sağlayan ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Bu tanımdan yola çıkılarak ayni hakkın unsurlarını aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:

1. Ayni Hak Eşya Üzerinde Kurulur
Hukuki anlamda eşya ile fiziki anlamda eşya kavramı her zaman birbiriyle örtüşmez. Hukuki anlamda eşya kavramı ile anlaşılması gereken; üzerinde insan hâkimiyetinin kurulması mümkün olan, ekonomik bir değer taşıyan, sınırlanabilen ve insan vücuduna ait olmayan cismani varlıklardır. Bu bağlamda üzerinde hâkimiyet kurulamayan ay, güneş ve yıldızlar; ekonomik değer taşımayan pirinç tanesi veya bir adet iskambil kâğıdı; sınırlanamayan deniz ve okyanus; insan vücuduna ait olan göz, böbrek ve saç eşya sayılmaz. Ancak belirtmek gerekir ki, pirinç tanesi üzerine isim yazılarak kolye ucu şeklinde kullanılmasında olduğu gibi, o eşyaya ekonomik bir değer katılması ile veya saçın peruk haline getirilmesi sonucu insan vücudundan ayrılmasında olduğu gibi, bu varlıklar da hukuki anlamda eşya niteliğine kavuşabilirler. Aynı şekilde deniz suyunun bahçe havuzunda sınırlanması sonucunda da hukuki anlamda eşyadan söz etmek mümkündür. Ayni haklar belirtilen bu nitelikleri taşıyan hukuki anlamda eşya üzerinde kurulur.

2. Ayni Hak Eşya Üzerinde Doğrudan Doğruya Hâkimiyet Sağlar
Ayni hakkın sahibi, hakkın kendisine tanıdığı yetkileri herhangi bir aracı kişiye ihtiyaç duymadan kullanabilir; yani hak sahibi bir kimseden izin almak veya bir edimde bulunmasını istemek zorunda değildir5. Malik, hukuk kurallarının sınırları içerisinde kalmak şartıyla eşyadan dilediği gibi yararlanabilir, eşyayı kullanabilir ve eşya üzerinde tasarrufta bulunabilir.

3. Ayni Hak Herkese Karşı İleri Sürülebilir
Herkes eşya üzerinde hak sahibinin sahip olduğu hâkimiyete uyma ve onu ihlal etmemekle yükümlüdür. Ayni hakkı ihlal eden kim olursa, hak sahibi hakkına uygun davranmasını ondan isteyebilir6. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 683’üncü maddesi hükmü ile ayni hak sahibinin, malına haksız olarak el uzatan kişiye karşı istihkak ve el atmanın önlenmesi taleplerini yöneltebileceği düzenlenmiştir. Ayni hakkın mutlak etkisi sınırlı ayni hak sahibinin de malik karşısında korunmasını salar. İrtifak veya rehin hakkı sahibi bu hakkını her yeni malike karşı ileri sürebilir, yeni malik mülkiyet hakkını irtifak veya rehin hakkıyla sınırlanış olarak kullanabilir.

EŞYA TÜRLERİ

Eşya, aslı Arapça olan “şey” kavramının çoğuludur. Eşyayı çeşitli şekillerde sınıflandırmak mümkündür:

1.Taşınırlar-Taşınmazlar: Taşınır eşya, bir yerden başka yere taşınabilen ve taşınmazlar dışında kalan tüm eşyadır. 4721 Sayılı Kanunun 762’nci maddesi, edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyeti kapsamına girmeyen elektrik, doğal gaz gibi doğal güçleri de taşınır hükümlerine bağlı tutmuştur.

Taşınmaz, bir yerden başka yere özünde değişiklik olmaksızın taşınması mümkün olmayan şeylerdir. 4721 Sayılı Kanunun 704’üncü maddesine göre taşınmazlar aşağıdaki biçimde sayılmıştır:

a) Arazi: Arazi, sınırları hukukî ve geometrik yöntemlerle belirlenmiş yeryüzü parçası olarak tanımlamaktadır. Arazinin tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir.

b) Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler: Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı, özel kanun hükümlerine tabi olacağı 4721 Sayılı Kanunda belirtilmiştir. Ana taşınmazın bağımsız mülkiyete konu olan bölümleri, kat mülkiyeti kütüğünün ayrı sayfalarına kaydedilir.

c) Tapu kütüğünde ayrı bir sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar: Bağımsız ve sürekli hakların tapu kütüğünde ayrı bir sayfaya aşınmaz olarak kaydedilmesi için öncelikle bu hakkın bir irtifak hakkı olması, süresiz veya en az 30 yıl süreli kurulması, tasarrufu kısıtlamayan veya izne tabi kılınmayan bağımsız irtifak hakkı olması gerekmektedir. Başka bir ifade ile bağımsızlıktan kasır bu hakkın kişiye bağlı ancak devredilebilir ve miras yolu ile intikal edebilir şekilde kurulmuş olmasıdır. Her durumda hak sahibinin yazılı istemi aranmaktadır. Bağımsız ve sürekli haklar, üçüncü kişilere devredilebilir, mirasçılara geçebilir ve üzerinde her türlü ayni ve kişisel hak kurulabilir. Bu haklar uygulamada genellikle üst hakkı ve kaynak irtifakı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yukarıda sayılanların yanı sıra bir taşınmazın bütünleyici parçası duruma gelen taşınır eşya ve doğal ürünler de taşınmazlara uygulanacak hükümlere tabidir.


2. Özel Mülkiyete Tabi Eşya-Kamu Malı

“Eşya”, özel hukuka ilişkin bir sözcüktür. Kamu malı özel hukuk kapsamında eşya kabul edilmemektedir, çünkü kamu malı üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Nitekim 4721 Sayılı Kanunun 715’nci maddesi, sahipsiz yerlerin ve yararı kamuya ait olan malların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu belirtmiş, kamu mallarını 4721 Sayılı Kanunun uygulama alanı dışında bırakarak İdare Hukuku kapsamına sokmuştur.

Devletin özel malları; verimleri veya kapital değerleri ile bir devlet hizmetinin görülmesine yardımcı olan mallardır. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kiraya verdiği iş hanlarından elde ettiği kira geliri örnek verilebilir. Devletin özel malları üzerinde bazı durumlarda kısmen bazı durumlarda tamamen özel hukuk kuralları uygulanır.
Teknik anlamda kamu malı ile kastedilen mallar dar anlamda kamu mallarıdır. Gerçek kamu malları, idare hukuku hükümlerine tabidir:

a) Hizmet malları: Kullanma değeri ile doğrudan doğruya kamu hizmetine tahsis edilmiş olan mallardır. Örneğin hastaneler, okullar, cezaevleri, kütüphaneler. Bu mallar o hizmeti alanlara açıktır.

b) Orta malları: Bir tahsis sonucu doğrudan doğruya kamunun ortak kullanımına açık olan mallardır. Örnek olarak parklar, meralar, otoyollar gösterilebilir. Bu mallar toplumdaki herkese açıktır.

c) Sahipsiz mallar: Herhangi bir tahsis işlemine gerek olmaksızın, doğrudan doğruya doğal niteliklerinden ötürü kamu kullanımına açık olan yerlerdir. Örneğin ormanlar, kıyılar, dağlar sahipsiz mallardır. Sahipsiz mallar ancak kamu yararı bulunuyorsa özel mülkiyetin konusu olabilir. Nitekim Kadastro Kanununun 17’inci maddesi ile tarıma elverişli olmayan yerlerde mülkiyeti zamanaşımı yoluyla kazandıran bir yol olarak “ihya” düzenlenmiştir.

Kamu malları üzerinde hiçbir zaman özel mülkiyet kurulamaz; bunun istisnası ihyadır. İhya yolu ile orman sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziyi ihya ederek tarıma elverişli hale getiren kişi bu arazide 20 yıl boyunca malik sıfatıyla çekişmesiz ve aralıksız zilyetliğini sürdürmüşse kadastro çalışmaları sırasında hakkın tespiti ihya eden adına yapılır (Kadastro Kanunu md.17/1).

Kamu malları alışveriş hayatının dışında kalır; bu mallardan özel hukuk kişileri yararlanacaksa mutlaka kanuni düzenleme bulunmalıdır. İcra ve İflas Kanununun 82’inci maddesi, kamu mallarının haczinin mümkün olmadığını belirtir.

3. Basit Eşya-Birleşik Eşya-Eşya Birliği
Basit eşya başlı başına bir varlığı bulunan ve diğer şeylere bağlı olmadan kullanılan şeylerdir; kitap ve tarla gibi. Birleşik eşya ise kullanılış itibariyle kendilerinden beklenen amacın gerçekleşmesinde diğer bir şeye bağlı bulunan eşyadır. Birleşik eşya ikiye ayrılır:

1. Bütünleyici Parça: Yerel adetlere göre o şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak olmayan parçadır. Örneğin otomobili meydana getiren motor, aks gibi otomobilin bütünleyici parçalarıdır.

4721 Sayılı Kanunun 684/I maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Ayni hak eşyanın bütününü kapsar; yani asıl şey üzerinde kurulmuş bir ayni hak varsa bu ayni hak bütünleyici parçayı da kapsar. Örneğin bir binanın maliki, bu binanın bütünleyici parçası olan pencerelerin ve kalorifer tesisatının de malikidir.

2. Eklenti: Kullanım bakımından başka bir eşyaya bağlı bulunmasına rağmen ondan kolayca ayrılabilen menkul şeylerdir; gözlük kabı gözlüğün, makineler fabrikanın eklentisidir. Eklenti, asıl şeyin kullanımında, işletilmesinde ve korunmasında yardımcı olur.

Bir şeyin satımında, rehnedilmesinde veya kiralanmasında asıl şeye bütünleyici parça da dâhil olur; örneğin bir binanın kalorifer sistemi ayrıca satılamaz veya ipotek ettirilemez. Halbuki eklenti taraflar bu yönde anlaşırlarsa asıl şeyin satımında, ipotek altına alınmasında veya kiralanmasında dışarıda bırakılabilir. Taraflar arasında böyle bir anlaşma yoksa asıl şeye ilişkin tasarruflar o şeyin eklentilerini de kapsayacaktır (4721 Sayılı Kanunun 686/I maddesi)

3. Eşya birliği: ekonomik bir bütünlüğü olan ve bağımsızlıklarını kaybetmeksizin birden çok eşyanın meydana getirdiği eşya topluluğudur. Eşya birliğindeki şeyler, birbirlerine göre eşit önemdedirler; örneğin bir çift ayakkabı. Şayet eşya birliğindeki şeylerden biri asli bir fonksiyonsa sahipse ve diğeri buna tâbi ise; yani bir altlık-üstlük ilişkisi mevcutsa eşya birliğinden değil “asli şey-eklenti”den bahsedilir.

AYNİ HAKLARA HÂKİM OLAN İLKELER

1. Belirlilik İlkesi: Ayni haklar ancak ferden belirlenmiş olan mevcut şeyler üzerinde kurulabilir. Yani üzerinde mülkiyet, rehin, irtifak hakkı veya taşınmaz yükü kurulacak olan eşya üzerindeki tasarruf işleminin tek tek yapılması gerekir. Örneğin A, B’ye “Depomdaki malların yarısını sana satıyorum.” diyerek geçerli bir satım sözleşmesi kuramaz. Geçerli bir satım sözleşmesi için depodaki malların mülkiyeti tek tek B’ye geçirilmelidir.

2. Açıklık İlkesi
Ayni hak, herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardan olduğu için bu hakkın aleni olması yani herkes tarafından bilinebilir olması gerekir. Taşınır mallar üzerindeki ayni hakkı aleni kılan vasıta zilyetliktir; taşınmaz mallarda ise tapu siciline yapılan tescildir.
Tapu Sicili Ders Notu İçin Tıklayınız

Açıklık ilkesinin üç önemli sonucu vardır:
A. Ayni hakkın bir başkasına geçirilmesi için taşınırlarda zilyetliğin nakli, taşınmazlarda ise tapu siciline hukuki durumdaki değişikliğin tescili gerekir.

B. Taşınırlarda eşyanın zilyedi olma, taşınmazlarda ise kişinin tapu sicilinde malik olarak görünmesi, gerçekten bu kişilerin malik olduğu yolunda bir karine doğurur; yani zilyetlik ve tapu sicili ile ayni hakların sahiplerinin belirlenmesinde yasal bir karine yaratılır. Bu bir adi karinedir, başka bir ifade ile aksi her türlü delille ispatlanabilir. Örneğin A bir yüzüğü elinde bulunduruyorsa bu yüzüğün zilyedidir ve yüzüğün maliki olduğu yönünde yasal bir adi karine vardır. B, bu yüzüğün kendisine ait olduğunu, A’nın bu yüzüğü çaldığını iddia ediyorsa bu iddiasını ispatlamalıdır. Ayni şekilde örneğin C, tapu sicilinde bir taşınmazın maliki olarak görünmektedir. D, bu tescilin yanlış olduğunu, taşınmazın kendisine ait olduğunu iddia ediyorsa bu iddiasını ispatlamalıdır.

C. Taşınırlarda zilyetlik, taşınmazlarda tapu siciline tescil ile kamuya açıklanan durum genellikle gerçek duruma uymakla birlikte bazen uygunluk göstermeyebilir. Yukarıda verilen örnekte olduğu gibi A yüzüğün zilyedi olmakla birlikte bunu B’den çalmışsa yüzüğe malik olmayacaktır. A’nın açıkladığı duruma güvenerek işlem yapan iyiniyetli üçüncü kişilerin bu güveni hukuk düzeni tarafından belirli ölçüde korunur.

3. Hak Düşürücü Süre veya Zamanaşımına Bağlı Olmama İlkesi
Ayni haklar bakımından kazandırıcı zamanaşımı söz konusu değildir. Yani malik ayni hakkından fiilen yararlanmasa da örneğin otomobilini hiç kullanmasa da eşya üzerindeki ayni hakkı kaybolmaz. Bunun istisnası gerekli şartları ve süreleri yerine getiren kişinin kazandırıcı zaman aşımı ile mal üzerinde ayni hak edinmesidir. Örneğin hırsız A’dan B’ye ait olan yüzüğü iyiniyetle satın alan ve 5 yıl boyunca bu yüzüğe zilyet olan üçüncü kişi yüzüğün maliki olur.

4. Sınırlı Sayı İlkesi
4721 Sayılı Kanunda ayni hak türleri tek tek sayılmıştır; bunlar, mülkiyet, irtifak hakkı, taşınmaz yükü ve rehin hakkıdır. Tarafların aralarında yaptıkları sözleşme ile yeni bir ayni hak yaratması mümkün değildir.

5. Güvenin Korunması İlkesi
Aynı hakların kamuya açıklanması; taşınırlarda zilyetlik, taşınmazlarda tapu sicilindeki tescille gerçekleşir. Kamuya açıklanan durum genellikle gerçek duruma uyar; ancak bazen açıklanan durum ile gerçek durumun birbirine uygunluk göstermemesi ile karşılaşılır. Örneğin taşınırın zilyedi malik olmayıp şeyi malikinden çalmış olabilir. Yahut tapu sicilinde aslında A’ya ait olan arazi, yanlışlıkla B adına tescil edilmiş olabilir. 4721 Sayılı Kanunun açıklık ilkesi gereği, açıklanan duruma güvenen kişilerin kazandıkları ayni haklar korunur. Bu koruma taşınmazlarda mutlak (4721 Sayılı Kanunun 1023’üncü maddesi) iken, taşınırlarda ise daha sınırlıdır (4721 Sayılı Kanunun 988 ve 989’uncu maddeleri).

Ayni Hak Çeşitleri
Ayni Hak Çeşitleri

Ayni hakkın hak sahibine verebileceği yetkiler şunlardır:

a. Kullanma (usus): Eşyayı kullanma yetkisi, o eşyayı ayni hak sahibinin bizzat kullanabilmesi demektir.

b. Yararlanma (fructus): O eşyadan yararlanılması ve eşyadan semere elde edilmesini içerir. Bu semere doğal semere (örneğin ineğin sütü, ağacın meyvesi gibi) olabileceği gibi hukuki semere de (örneğin malı başkasının kullanması sonucu elde edilecek olan kira geliri, faiz gibi) olabilir.

c. Tasarruf etme (abusus): Ayni hak sahibinin ayni hakkını devredebilmesi, o eşya üzerinde sınırlı ayni haklar tesis ederek mülkiyet hakkını sınırlaması, ayni hakkını terk etmesi, eşyayı tüketmesi, kırması, bozması yetkilerini içerir.

Bu yetkilerin tümünü hak sahibine veren en geniş kapsamlı ayni hak mülkiyet hakkıdır. Bunun dışındaki tüm ayni haklar (sınırlı ayni haklar) yukarıda sayılan yetkilerin bir ve/veya ikisini hak sahibine tanır.

Sınırlı ayni haklarda kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkilerinden bazıları bağımsızlaştırılarak bir hak olarak özgülenir. Sınırlı ayni haklarda sınırlanan ayni hak değil, ayni hakkın hak sahibine tanıdığı yetkilerdir. Bu yüzden sınırlı ayni haklar da ayni hak niteliğindedir, sınırlı ayni hakkın sahibi de ayni hakkın hak sahibine tanıdığı korumadan yararlanır.

İrtifak Hakkı

Sahibine kullanma ve/veya yararlanma hakkı tanır. İrtifak hakları belirli bir şahsa bağlanarak kişiye bağlı olarak veya doğrudan doğruya bir kişiye değil, o eşyaya malik olma olgusuna bağlanarak eşyaya bağlı olarak kurulabilir.

1) Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı İrtifaklar: Bazı irtifaklar yalnız kişiye bağlı kurulur, bunların eşyaya bağlı kurulması mümkün değildir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı irtifaklar denilen bu irtifaklar, sadece o kişiyle sınırlıdır.
a) Uygulamada sık karşılaşılan intifa hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlıdır. İntifa hakkı sadece kişiye bağlı olarak kurulur ve hiçbir şekilde bir başkasına devredilemez ve miras yoluyla geçemez. İntifa hakkı hak sahibine mülkiyetten sonra en geniş yetkileri verir.

İntifa hakkı belirli bir süreyle sınırlı olmak üzere kurulabilir ve bu sürenin sona ermesiyle kendiliğinden sona erer. Malik ile intifa hakkı sahibi arasında intifa hakkının süresi tayin edilmemişse gerçek kişi yararına kurulan intifa hakkı onun ölümüyle sona erer; tüzel kişi yararına kurulan intifa hakkı ise yüz yıl için kurulmuş sayılır. Yüz yıl dolduktan sonra intifa hakkı yeniden aynı tüzel kişi lehine kurulabilir.

b) Oturma hakkı, hak sahibine bir binanın tümü veya bir bölümünden mesken olarak yararlanma yetkisi verir. Oturma hakkı hak sahibinin kişisel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir haktır; bu nedenle tüzel kişiler lehine kurulması mümkün değildir. Oturma hakkı sahibi, hakkın şahsına özgülendiği açıkça belirtilmediği sürece bina veya onun bir bölümünde ailesi ve ev halkıyla birlikte oturabilir (4721 Sayılı Kanunun 824/II maddesi).

2) Düzensiz İrtifaklar: Düzensiz irtifaklar kişiye veya eşyaya bağlı olarak kurulabilirler. İrtifak hakkının kişi lehine mi eşya lehine mi kurulduğu tapu sicilindeki kayıttan anlaşılır. İrtifak hakkı kişiye bağlı kurulacaksa tapu sicilinde o kişi adına tescil işlemi yapılır. Eşyaya bağlı kurulacaksa irtifak hakkından yararlanan ve yüklü olan taşınmazların kayıtlı olduğu sayfaya yapılacak tescille sayfalar arasındaki bağlantı sağlanır.
Aksi kararlaştırılmadıkça miras yolu ile intikal edebilen ve devredilebilen irtifaklar şunlardır:

a) Üst hakkı, uygulamada genellikle yap-işlet-devret modelinde görülür. Üst hakkı ile arazinin sahibi, üst hakkı sahibine arazinin altında veya üstünde bir yapı yapma veya arazideki yapının maliki olma yetkisini verir; taşınmaz malikinin arazi üzerindeki mülkiyet hakkı ise devam eder. Üst hakkının süresi sona erdiğinde arazi üzerindeki tesisler arazi malikine kalır.

b) Kaynak irtifakı, hak sahibine başkasına ait bir arazideki su kaynağından su alma, kendi arazisine akıtma hakkı verir. Bu irtifak ile başkasının arazisinden çıkan su kaynağı işletilebilir. Günümüzde pek çok kaynak suyu bu şekilde işletilmekte ve dolum tesislerinde şişelenmektedir.

Devri ve miras yoluyla geçmesi mümkün olan irtifaklar aksi kararlaştırılmadıkça üst hakkı ve kaynak irtifakıdır. Söz konusu hakların devredilemeyecekleri ve miras yoluyla intikal edemeyecekleri kararlaştırılmadığı sürece bağımsızdır.

4721 Sayılı Kanunun 838’inci maddesinde düzenlenen diğer irtifaklar (geçit, manzara kapatmama, atış eğitimi… gibi) ilke olarak başkasına devredilemez ve miras yolu ile intikal edemez; ancak taraflar sözleşme ile bunun aksini kararlaştırabilirler. Şayet sözleşme ile bu hakların devri ve intikali mümkün kılınmışsa bu haklar da bağımsız nitelikte olacaktır.

Aksi kararlaştırılmadıkça miras yolu ile intikal edemeyen ve devredilemeyen irtifaklar ise 4721 Sayılı Kanunun 838’inci maddesinde “diğer irtifaklar” başlığı altında belirtilmiştir. Bu maddede aksi kararlaştırılmadıkça miras yoluyla intikal edemeyen ve devredilmeyen irtifaklar atış eğitimi, spor alanı ve geçit irtifakı olarak sıralanmıştır. Uygulamada sıkça rastlanan geçit irtifakı, hak sahibine başkasının taşınmazı üzerinden geçme yetkisi verir. 4721 Sayılı Kanunun 747’nci maddesine göre genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan taşınmaz sahibi tam bir bedel karşılığında komşularından kendisine geçiş hakkı tanınmasını isteyebilir.

Rehin Hakkı

Rehin, alacağa bağlı feri bir haktır; rehin hakkının kurulması için mutlaka bir alacak hakkı bulunmalıdır. Rehin hakkı ile bu alacak teminat altına alınır. Örneğin A’nın B’ye 100.000 TL borcu olsun. B, bu alacağını teminat altına almak için A’nın taşınmazı üzerine kendi lehine bir ipotek kurmasını talep edebilir. A taşınmazı üzerine B lehine bir ipotek kurarsa ve para borcunu vadesinde ödeyemezse B, icra organları eli ile A’nın taşınmazını sattırarak satım bedelinden alacağını temin eder.

Borç henüz muaccel hale gelmeden önce borç ödenmezse rehin konusu eşyanın mülkiyetinin rehin alacaklısına geçeceğine dair anlaşma kanunumuzda yasaklanmıştır (4721 Sayılı Kanunun 949’uncu maddesi). Bu yasağa “lex commissoria yasağı” adı verilir. Bu yasak ile rehin veren borçlu borç muaccel hale gelmeden önce düşünmeden kabul ettiği anlaşma sonucu kolaylıkla malını yitirmesi tehlikesine karşı korunmuştur. Borç muaccel olduktan sonra ise böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Taşınmaz rehni kendi içinde üç gruba ayrılmaktadır: İpotek, ipotekli borç ve irat senedi. Uygulamada en çok kullanılan taşınmaz rehni türü ipotek olup, diğer iki rehin türü neredeyse kullanılmamaktadır.
Halen varolan veya henüz doğmamış ancak doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacak ipotekle güvemce altına alınabilir. Borçlu kendi taşınmazı üzerinde alacaklı lehine ipotek kurabileceği gibi, ipoteğe konu taşınmazın borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmeyip, 3. bir kişi de başkası lehine taşınmazını ipotek verebilir.
Alacak sona erince, lehine ipotek kurulmuş olan alacaklının ipoteği terkin ettirmesi gerekir.

İpotekli taşınmazın devri mümkündür, ancak taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkını elde edecek yeni malik taşınmazı ipotekle yüklü olarak alacaktır.

İpotekli borç senedi ve irat senedi ise kıymetli evrak niteliğini taşır. Bu nedenle kurulmaları için tapu kütüğüne yapılacak tescilin yanı sıra rehin senedi de düzenlenmesi gerekir.

İrat senedi sadece taşınmazın değerini tedavül ettirme amacı güder. Oysa ipotekli borç senedi hem ipotek hem irat senedi fonksiyonlarını bir arada bünyesinde barındırır.

Taşınmaz Yükü

4721 Sayılı Kanunun 839’uncu maddesi ile taşınmaz yükü, “bir taşınmaz malikinin yalnız o taşınmaz sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey yapmaya veya vermeye yükümlü tutulması” olarak tanımlanmıştır. Taşınmaz maliki bir şey yapmak veya vermekle yükümlü tutulmuş, bu borca karşı alacaklının alacak hakkı taşınmazın değeri ile güvence altına alınmıştır.

Ülkemizde neredeyse hiç uygulanmayan bir sınırlı ayni hak türüdür ancak son 5-6 senedir birkaç uygulamasını görmek mümkündür. Örneğin A’nın bir patates tarlası var. Cips üreten bir fabrika her sene belli miktarda patates temini karşılığında A’nın tarlası üzerinde bir taşınmaz yükü kuruyor. A her sene belli miktarda patatesi, cips üreticisine satmakla mükellef; bu yükümlülüğünü kendi kusuruyla yerine getiremezse A’nın tarlası satılarak cips üreticisinin alacağı ve varsa zararı satım bedelinden karşılanır.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir