Türkiye Ekonomisinde Tarımın Yeri

Tarım Ekonomisi ve İşletmecilik ders notlarına 3.bölüm olan Türkiye ekonomisinde tarımın yeri başlıklı yeni konumuzla  devam ediyoruz. Daha önceki ilk yazımızda temel kavramlara değinmiş ardından tarımsal faaliyetlerin özelliklerinden bahsetmiştik.Türkiye ekonomisinde tarımın yerini nüfus ve istihdam,beslenme,sanayiye ham madde temini sağlaması,sanayi mallarının tüketicisi olması,ulusal (milli) gelir, ödemeler dengesi gibi başlıklar altında inceleyeceğiz. Bir önceki anlatılan konuların linkleri yazının sonunda bulabilirsiniz.

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TARIMIN YERİ

  • Nüfus ve istihdam yönü
  • Beslenme yönü
  • Sanayiye ham madde temin yönü
  • Sanayi mallarının tüketicisi olması yönü
  • Ulusal (milli) gelir
  • Ödemeler dengesi

Nüfus; ekonomik hayatın temel noktasıdır. Çünkü ekonomik faaliyetin çıkış noktasında insanların ihtiyaçlarını karşılamak vardır. Nüfus bütün sektörler için hem iş gücü arz kaynağını oluşturmakta hem de çeşitli sektörlerin ürettikleri mal ve hizmetleri tüketmektedir. Bir ülkenin nüfusu o ülkenin imkânlarını en iyi şekilde değerlendirebilecek yapıda, sürdürülebilir olmalıdır. Nüfus artışı belli bir oranda olmalıdır, fazla ve az olması sakıncalıdır. Nüfus artışı ülkenin kaynaklarını optimum değerlendirecek düzeyin altında olursa yaşlı nüfus sayısında artış olur bu durumda ise iş gücü açığı ortaya çıkar. Ülkemizde ise genç nüfusun sayısı oldukça fazladır.

Türkiye’nin kırsal nüfusu;

1927 yılında %76 (toplam nüfus 13,6 milyon kişi)

1960 yılında %68

1980 yılında  %56

2012 yılında ise %24 ‘tür.

Gelişmiş ülkelerde kırsal nüfus oranları %2 ile %4 arasındadır, Türkiye ise 2023 hedefleri kapsamında kırsal nüfus oranını %10’a indirmeyi planlamaktadır.

Kırsal nüfus günümüze kadar oransal olarak azalmıştır.1980 yılına kadar mutlak olarak artış yaşanırken,80 sonrasında ise hem mutlak olarak hem de oransal olarak azalmaya başlamıştır. Tek taraflı köyden kente göçler yaşanmıştır. Bu göçün temel sebepleri üretimden yeterli gelir elde edememek ve daha iyi bir yaşam standardını yakalayabilmek, iş bulmak ve hizmet sektöründen yararlanmak olarak sıralanabilir.

İstihdam; çalışacak kişinin iş imkânına kavuşmasıdır. Türkiye’de istihdam (%24) yapısı tarımsal ağırlıktadır. İstihdam sanayi sektöründe düşükken, hizmet sektöründe ise kamu çalışanı ağırlıktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında tarımın istihdamdaki payı %90’lardan günümüzde %23-24 seviyesine inmiştir.

Beslenme; insanların vazgeçemeyeceği zorunlu ihtiyaçların başında gelmektedir. Tarım ürünleri stratejik ürünlerdir çünkü insanların en temel ihtiyaçlarını karşılayan maddelerdir. Türkiye’de hayvansal protein kaynaklı beslenme çok yetersiz olmakla birlikte süt ve et üretimi ise tartışmalıdır. Bitkisel yağ bakımından hala yeterliliğini sağlayamamaktadır. Bunun yanı sıra makarna üretiminde ise dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Kırsalda hububat tüketimi kente oranla daha fazla olduğu görülmektedir. Örneğin, kırsalda bir yılda kişi başına 139 kg ekmek tüketilirken kentte ise 123 kg ekmek tüketilmektedir. Yumurta, sebze ve meyve tüketimi kırsal nüfusa göre kentte daha fazla gerçekleşmektedir.

Aşağıdaki tabloda et, süt ve tahıl ürünlerinin kişi başına düşen yıllık kilogram tüketim miktarları verilmiştir.

Türkiye ABD İsveç Almanya
Et 21 123 66 86
Süt 87 134 152 93
Tahıl 208.8 96 64 71

Türkiye’de hayvansal protein tüketimini artırmak için;

  • Fiyatlar uygun hale getirilmeli,
  • Beslenme alışkanlıkları değiştirilmeli,
  • Hayvan kaynakları iyileştirilmeli,
  • Hayvan sağlığı önemsenmeli,
  • Hayvan ırklarında kalite verim yükseltilmeli,
  • Yem bitkisi üretimi artırılmalı,
  • Yem fabrikası sayısı artırılmalı…

Tarım ürününü ham madde olarak kullanan sanayiye tarıma dayalı sanayi denir. Ham maddeyi kaliteli ve piyasanın talebine uygun olarak üretmek oldukça önemlidir. Gelişmiş ülkelerde üretilen ham maddenin %60-70’i, Türkiye’de ise %30-35’i işlenmektedir. Tarımsal ürünler ham madde olarak satılırsa ucuz, işlenmiş olarak satılırsa daha pahalı satıldığı yadsınamaz bir gerçektir.(buğday 65 kuruş iken un 1-1,5 lira) Dünya genelinde gelişmiş ülkeler ham maddeyi gelişmekte olan ülkelerden alıp işleyip tekrar satmaktadır. Bu sebeple elde edilen ham maddelerin katma değerini artırarak işleyip pazara sürmek oldukça büyük önem arz etmektedir.

TARIMA DAYALI SANAYİ DALLARI

Tarıma dayalı sanayi kapsamında yer alan sanayi dallarını aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkündür.

  • Gıda sanayisi
  • İçki sanayisi
  • Alkol, Tütün ve tütün mamulleri sanayisi Tüketim malı üreten sanayiler
  • Dokuma ve giyim sanayisi
  • Orman ürünleri sanayisi
  • Kâğıt sanayisi Ara malı üreten sanayiler
  • Deri ve deri mamulleri sanayisi

Ulusal gelir; bir ülkede tüm sektörlerin bir yıl içinde ürettikleri mal ve hizmetlerin parasal tutarıdır.

Ulusal (Milli) Gelir hakkında detaylı bilgi için tıklayınız

Milli gelirin hesaplanmasında esas alınan gayri safi milli hasıla ise; bir ülkede bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları ile ifade edilen parasal toplamdır.

Yurt dışından gelen gelirler çıkartıldığında ise gayri safi yurtiçi hasıla elde edilir.

Bunlardan amortismanlar(aşınma payı) ile vasıtalı vergilerin çıkartılması sonucu kalan değer ise milli gelir olarak kabul edilir.

Milli gelirde tarımın payı oldukça azalmıştır. Türkiye’nin ilk yıllarında milli gelirde tarımın payı %43-45 iken günümüzde bu oran %8-10 ‘a kadar düşmüştür. Bu azalış sanayi ve hizmetler sektöründeki artıştan kaynaklanmaktadır.

Tarım GSMH’da payı;

1970’de %36,

1980’de %25,

1990’da %16,

2000’de %13,5’tir.

Ödemeler dengesi; bir yıl içinde yapılan ithalat ve ihracat değerlerini karşılaştırır.

Ödemeler Bilançosu hakkında detaylı bilgi için tıklayınız

Yıllık ihracat değeri >  Yıllık ithalat değeri olduğu takdirde o ülke pozitif ticaret tablosuna sahiptir.

Türkiye ise negatif ticaret tablosuna sahiptir. Türkiye’nin hizmet ve sermaye tablosu (+) pozitif olsa da ticaret bilançosu açığını kapatamamaktadır. Bunun gelişmekte olan ülkelerde sık sık rastlanan bir durum olduğunu söyleyebiliriz.

Tarımsal üretimin dış ticaretle olan ilişkisini inceleyecek olduğumuzda ihracatın sektörlere dağılımında tarımın payı;

1950’de %88,

1970’te %76,

2000’de %63,

2012 yılında ise %4,4 olduğunu

İthalatın sektörlere göre dağılımında ise tarımın payı;

1950’de %0,1,

1970’te %3,1,

2012 yılında ise %3,3 olduğunu görmekteyiz.

Genel olarak Türkiye’nin tarım üretim potansiyeli oranında yararlanılamadığını söyleyebiliriz.

Tarım Ekonomisi ve İşletmecilik ders notlarının;

Birinci yazısı olan temel kavramlar için tıklayınız

İkinci yazımız Tarımsal Faaliyetlerin Özellikleri için tıklayınız

Bir sonraki konumuz olan Tarım Ekonomisine Ait Prensipler için tıklayınız.

About Seda Bozdağ

Ankara Üniversitesi-Tarım Ekonomisi ve Anadolu Üniversitesi-Kamu Yönetimi

Check Also

Kooperatifçilik ve Kooperatifçilik İlkeleri

Tarım ekonomisi alanında yazılarımıza tarımda örgütlenme ve kooperatifçilik ders notuyla devam ediyoruz.İlk yazımızda tarım sektöründe örgüt …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir